"YA İYİ BİR ŞEY YAP,YA GÜZEL BİR ŞEY SÖYLE. YADA SUS."

14/11/2008 - İşte şeker hastalığının kaynağı

Bu hastalığa dikkat çekmek için bugünü kutluyoruz. En samimi arkadaşımın babası bu hastalık yüzünden ayağını kaybetti. Diyabet hastalarına Allah’tan şifa diliyorum.

Ben de bu vesile ile Mehmet Öz’ün önsözünü yazdığı “En Hastanın Yaşamda Kalması” (yazar Sharon Moalem) adlı kitaptan aldığım notlara baktım.

Size, şeker hastalığının ortaya çıkması ile ilgili bir bilgi aktaracağım.

Yazarın tezi şu:

Şeker hastalığı, geçmiş dönemlerde, insanın hayatta kalabilmesi için bir savunma mekanizması olarak ortaya çıkmıştır. O zamanlar hayat kurtarmış ama şimdi hastalık olarak karşımıza çıkıyor.

Nasıl mı? Anlatayım.

Biliyoruz ki şekerli su geç donar. Buzluğa bir bardak şekerli, bir bardak şekersiz su koyup deneyebilirsiniz. Size iki örnek vereceğim.

Buz Şarabı

Şeker oranı çok yüksek olan buz şarabı vardır.

Bu şarabın şekerli olmasının sebebi şarabın donmuş üzümlerden yapılması.

Peki, nedir bu donmuş üzümlerin özelliği?

Üzümler donarak ölmeye karşı iki mekanizma geliştirir. Birincisi, donmaya karşı üzüm içinde bol miktarda şeker bulundur. İkincisi de içindeki suyu boşaltır. Çünkü donmuş su kristalleşecek ve üzüme zarar verecektir.

Kurbağa

Alaska’da yaşayan bir kurbağa türü var. Türünün adı Rana Sylvatica. Bu kurbağalar kışın uykuya dalar, ilkbaharda da uyanır. Kışın donmaya karşı yine üzüm örneğinde gördüğümüz mekanizmayı geliştirir.

Yani, uykuya dalmadan önce vücudundaki suyun birazını dışarıya atar ve geriye kalanı da karnında biriktirir.

Kurbağa da içindeki suyu boşaltır çünkü donmuş su kristalleşip onun damarlarına zarar verecektir.

Aynı zamanda ciğeri vücuduna glikoz (şeker) salgılar. Donmaya karşı.

İnsan

Yazara göre şeker hastalığının oluşmasında da aynı mantık vardır.

Bundan 10,000 ile 30,000 yıl önce arası bir tarihte dünyada buzul çağı yaşanmıştır.

Bu buzul cağı sırasında donmaya karsı insan vücudu daha çok glikoz üretmeyi öğrenmiştir.

O zamanlar insan hayatını koruyan bu mekanizma buzul çağı bitince sorun olmaya başlamıştır.

Karşımıza hastalık olarak çıkar.

Bu açıklama daha çok birinci tip şeker hastalığı için olsa gerek çünkü biliyoruz ki sonradan da yaşa ve beslenmeye bağlı olarak şeker hastalığı oluşabiliyor.

Genetik bilimci değilim. Ama Mehmet Öz’ün de kitaba önsöz yazması ve yazarının eğitimi inandırıcılığını artırıyor kitabın.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

14/11/2008 - Kuru soğan mucizesi!

Sarımsak, pırasa ve soğan...Her üçünde de antibakteriyel (antibiyotik) ve ağrı kesici (analjezik) özelliği olan etkin maddeler bulunmaktadır.

Değerli okuyucu, kuru soğan üzerine olan ilk çalışmalarıma seksenli yılların ortalarında başlamıştım. Aynı zamanda sarımsak ve pırasayı da inceliyordum. Çünkü üçü de aynı familyadandır.Topraktan henüz çıkmaya başlamış, bu üç bitkinin taze filizlerini kopartıp tadına baktığınızda damak tatları birbirinin aynıdır. Onları birbirlerinden ayırt etmek zordur. Ancak, bir-iki haftadan itibaren morfolojileri, kimyaları ve tatları giderek belirgin şekilde farklılaşır.
Her üçünde de antibakteriyel (antibiyotik) ve ağrı kesici (analjezik) özelliği olan etkin maddeler bulunmaktadır. Yetişkin dönemlerine gelindiğinde doğal antibiyotik güç, sarımsakta en fazladır. Soğanda bu güç orta derecede bulunurken, pırasada bu ölçü en minimum  düzeyde kalır. Yetişkin soğanın ağrı kesici gücü ise maksimum düzeye çıkar. İleri tarihlerde sarımsak ve pırasanın içeriğinde saklı olan etkin özelliklerini ayrı başlıklar altında sizlere tanıtmaya çalışacağım. Çünkü, aynı aileye (familya) ait bu üç sebze yetişkin evrelerinde kür olarak uygulandıklarında birbirlerinden tamamen farklı hastalıklara karşı potansiyel bir güç oluşturabilmektedirler. Pırasa, böbrekte oluşan litogen yapıya karşı etkili olurken, sarımsak ise vücudun bazı bölgelerinde oluşan plaklara karşı etkin rol oynayabilmektedir. Bu kısa girişten sonra bugünkü, sebzemize tekrar geri dönelim.
Onu doğrarken gözyaşlarını tutmak ne mümkün...  Gözlerden yaş gelmesine sebep olan yapısında kükürt bulunan propanthial-S-oksit  maddesidir. Eğer soğanı doğrarken gözyaşı dökmek istemiyorsanız, ağzınıza bir lokma ekmek alıp çiğneyerek doğrayınız.

KADINLAR İÇİN

Zaman zaman geçmişte araştırdığım bir bitkiye tekrar tekrar geri döner, yeni elde ettiğim deneyimlerimin ışığında onu tekrar araştırmaya başlarım. Kuru soğanın rahim ve yumurtalıklar üzerinde nedenli etkili olabildiğini fark ettim. Onu, 2009’un bitkisi olarak tanıtmayı düşünüyordum ki, yaşlılığa bağlı eklem kireçlenmesini ortadan kaldırıcı bitkiyi keşfettim. Bu nedenle 2008’in son aylarında kuru soğanın bu potansiyel gücünü erken açıklamayı daha uygun buldum.

Kuru soğan, Polikistik Over Sendromu (PCOS) yaşayan kadınların imdadına yetişen mükemmel bir destekleyici ve yardımcı tedavi imkânı sunmaktadır. Erken menopoza giren kadınların da imdadına yetişebilmektedir. Küçük ve orta çaplı miyomu olan kadınlar da kuru soğan küründen istifade edebilirler.

Polikistik over şikâyeti olanlar, büyük bir olasılıkla kürü uygulamaya başladıktan bir-iki gün sonra beyaz-sarı renkte bolca akıntı yaşamaya başlayabilirler. Uzun zamandan beri âdet (regl) görmüyorlar ise, âdet görmeye başlayabilirler. Aynı şekilde menopoza yeni girmiş kadınlar da tekrar düzenli adet görmeye başlayabilir. Rahim duvarı incelmesi olan kadınların  rahim duvarlarının kalınlaşmasında da etkilidir. Kuru soğan sanki, kadınların rahim ve yumurtalıkları için yaratılmış bir sebze...
Endometrioma, rahimin içini döşeyen zar tabakasının  yumurtalıklarda bulunması ve her adet döneminde kanayarak kistik yapı oluşturmasına denir. Bu kistin içi, kahverengi kıvamlı sıvı ile doludur bu nedenle çikolata kisti de denir. Hastalar hekimlerine kısırlık, sancılı veya ağrılı adet görme, ilişki esnasında ağrı görme  şikâyeti ile başvururlar. Başlangıç evresinde olan endometrioma tedavisinde de oldukça güçlü bir yardımcı tedavi imkânı sunar.

ERKEKLER İÇİN
 Yıllar önce kuru soğanı araştırırken prostatite (prostat içi iltihaplanma) bağlı ağrı çeken erkeklerin imdadına yetişebileceğini bulmuştum. Prostatite bağlı ağrı çeken bazı hastalar için uygun bir ağrı kesici bulmak da çok zordur. Bilinen hiçbir ağrı kesici onlara derman olmaz. Almanya’da “Medizin Forum-Prostatitis” sitesine yazı yazan bir prostatit hastası, prostatite bağlı sürekli ağrı çektiğini ve bu durumun kendisini intiharın eşiğine getirdiğini yazmıştı. Bu hastaya soğan kürünü uygulamasını önermiştim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra nasıl teşekkür ettiğini hâlâ unutamam.

GÜNÜN KÜRÜ -1
‘Polykistik over’e, erken menopoza ve miyomlara karşı
İki bardak klorsuz suyu (yaklaşık 250-300 ml) kaynatınız. Orta boy yemeklik kuru soğanın en dış açık kahverengi ince kabuğunu soyduktan sonra dörde veya altıya bölüp kaynamakta olan suyun içerisine atınız. Ağzı kapalı olarak beş dakika kaynattıktan sonra ocaktan indirip ılımaya bırakınız. Ilıyınca, süzülür ve ılık olarak bir su bardağı öğle yemeğinden on dakika önce içilir. Aynı şekilde akşam yemeğinden önce tekrar taze olarak hazırlanıp on dakika önce içilir. Bu küre onbeş gün devam edilir ve kür sonlandırılır. 
Dikkat:  Kırmızı veya mor soğan amaca uygun değildir. Uygulanacak olan soğan kürünün taze hazırlanması ve ılık olarak içilmesi şarttır. Soğuk olarak veya beklemiş haşlama suyu içilmemelidir.

GÜNÜN KÜRÜ -2
‘Prostatit’e bağlı şiddetli ağrılara karşı
Bir hafta boyunca her gün iki öğün, sabah ve akşam ikişer adet orta boy kuru soğan preslenip yarım dilim ekmekle beraber tüketilir. Presleme esnasında çıkan soğanın suyunu ziyan etmeyiniz ve de kesinlikle tuzlamayınız. Soğanı presleme imkânı bulamıyorsanız, ağızda uzun uzun çiğneyerek beraberinde yarım dilim ekmekle beraber tüketebilirsiniz. Katı meyve sıkacakları, soğan suyunu çıkarmak için de mükemmel bir çözümdür. Kuru soğanın suda veya ateşte pişirilmeden çiğ olarak tüketilmesi gerekir.

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

6/11/2008 - BABANA BİLE GÜVENME !


Nesrin YILMAZ
Babana bile güvenme!
06 Kasım 2008 Perşembe

Ben babama sonsuz güveniyorum…

 

Sonsuz kere sonsuz…

 

Sende güven…

 

Ama başlıktaki sözü göz ardı etme!

 

Ben söyleyeyimde!

 

 

“Babana bile güvenme!”

 

Eğer şimdiye kadar bu lafı hiç söylemediysen gençsin demektir… 

Eğer şimdiye kadar sadece bir kez söylediysen çok normal demektir…

Ki eğer birden çok kez söylediysen saçmalamışsın kendine gelivermen gerekmektedir!

Bence… 

Yani yine sen bilirsin ama…

Neyin varsa, neyin… 

Elin, kolun, paran, pulun, ruhun…

Kimseye güvenme… 

Kendine güven!

Güven dedim de…

Kimse kandırmasın seni, izin verme! 

Ne yalanlar, ne yalanlar… 

Der ki mesela: “Allah, kitap, peygamber…”

Güvenme! 

Der ki mesela: “Kadın hakları, doğa, hayvan hakları…”

Güvenme! 

Der ki mesela: “Ahlaki değerler…”

Dön hemen arkana!
Der ki mesela: "Vatan, Millet, Sakarya..."
Bak yoluna!

Der ki mesela: “Seni seviyorum…”  

Hiç inanma!

Hepsi aynı değil belki ama… 

Sen hep gardını al…

Bekle hazırda!

……….

Ya ben yazıyorum da… 

Sahi ben ne diyordum?

Ha, güven diyordum… 

Bana da güvenme!

Şu sözü hiç unutma sakın! 

“Babana bile güvenme!”

Ya babana güven de… 

Baban yaşındaki başka adamlara “babadır” diye güvenme!

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

25/12/2007 - NAR ŞİFA KAYNAĞI

Nar tanesi MUCİZE
25 Aralık 2007 Salı 11:26
Şimdi tam zamanı. Şeker hastaları için birebir. Sadece bu da değil, bakın nelere çare oluyor.
Nar şifa kaynağı. Narın şifalı özelliklerinden en iyi şekilde faydalanabilmek içinse ya meyveyi tazeyken yemeli ya da taze sıkılmış suyunu içmeli. İşte nar mucizesi...

Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Karadeniz, kalbi kuvvetlendiren nar suyunun, karaciğer zafiyetini giderdiğini, mide iltihabını ve ağrısını geçirdiğini söyledi.

Nar meyvesinin yüzde 15'inin karbonhidrat, yüzde 0,8'inin protein olduğunu, ayrıca B1 ve B2 vitaminleri ile kalsiyum, fosfor ve demir bakımından zengin olduğunu ifade eden Karadeniz, "Nar mideyi temizlemekte, deniz tutmasına karşı iyi gelmektedir. Ayrıca nar içindeki zarları ile yendiğinde mide ülserini iyileştirmektedir." dedi.

Nar suyunun böbrek ve karaciğer hastalıklarına karşı çok faydalı olduğuna dikkati çeken Turan Karadeniz, şu bilgileri veriyor:

• Nar suyu yüksek tansiyon hastalığının tedavisinde, kalp ağrılarında, basur hastalığının tedavisinde faydalı olmaktadır.
• Böbrek zafiyetine karşı nar suyu içilmesi yararlıdır.
• Nar suyunun harareti giderici özelliği bulunmakta, şeker ve kurdeşen hastalığına iyi gelmektedir.
• Kalbi kuvvetlendiren nar suyu, karaciğer zafiyetini gidermekte, mide iltihabını ve ağrısını geçirmektedir.
• Nar ekşisi şeker hastalarına tavsiye edilmektedir.
• Nar şırasının şekerle hazırlanan şerbetinin idrar söktürücü özelliği vardır.
• Romatizma ağrılarının hissedildiği eklem ve uzuvlara nar şırası sürüldüğünde, ağrı kesici özelliği bulunmaktadır.
• Bayılmalara karşı nar şerbeti içilmelidir. Tatlı nar suyu, ses kısıklığı ve zatürreye karşı şifalıdır.
• Narın meyvesi ve suyunun yanı sıra çiçekleri ve kabuğu da yararlarıdır. Nar çiçeği bağırsak yara ve iltihaplarını iyileştirir. Boyun tutulmasında nar çiçeği lapası boyna konursa şifalı gelir.
• Narın kabuğu çay gibi demlenerek içildiğinde, mide ve bağırsak hastalıkları ile ishal ve dizanteriye karşı oldukça faydalı olmaktadır.

Mucizevi meyvenin market raflarında satılan suları ise bu faydaları sağlamaktan uzak. Pastörizasyon işlemi ve kutuda bekleme sonucunda meyvenin besin değerinde kayıplar oluşabiliyor. Meyveyi taze olarak yemeli veya taze sıkılmış suyunu içmeli.


KUR'AN'DA ADI GEÇEN BESİNLERDEN...
En'am-141. Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

8/10/2007 - HORLAMA

DOÇ. DR. ALİ OĞUZ

HALK ARASINDA UYKU SIRASINDA BİREYİN ÇIKARTTIĞI GÜRÜLTÜLÜ SES OLARAK TANIMLANAN, TIPSAL MANASI İSE UYKU ESNASINDA AĞIZ VE YUTAK BÖLGESİNDE YER ALAN KASLARIN VE KÜÇÜK DİLİN GEVŞEYEREK ÇÖKMESİ VE AKCİĞERDEN GELEN HAVANIN BU GEVŞEMİŞ YAPILARA ÇARPARAK OLUŞTURDUĞU TİTREŞİMDİR. HORLAMA SADECE GÜRÜLTÜ DEĞİLDİR, AYNI ZAMANDA CİDDİ UYKU BOZUKLUKLARININ DA HABERCİSİDİR.

Horlama erişkinde bayanların dörtte birinde, erkeklerin de üçte birinde gördüğümüz önemli bir sosyal problem. Ancak arkasında gizlendiği uykuda nefes tutma hastalığı sağlığımızı çok daha tehdit eden bir rahatsızlık. Horlamanın oluşumu hava yolundan geçen havanın tıkayıcı bir bölüme çarparak o bölümü titreştirmesiyle oluştuğu ses.

HORLAMA UYKU DÜZENİNİ ETKİLER VE HORLAYAN KİŞİNİN UYKU ESNASINDA YETERLİ OKSİJEN ALMASINA ENGEL OLABİLİR. BUNUN SONUCUNDA DA HORLAYAN KİŞİDE GÜNDÜZ SAATLERİNDE UYUKLAMA, HALSİZLİK, KONSANTRASYON BOZUKLUĞU ŞİKÂYETLERİ ORTAYA ÇIKABİLİR.

Horlamayı oluşturan nedenlerin yaklaşık yüzde yirmi beşi burun tıkanıklıklarıyla ilgili sorunlar, yaklaşık yüzde yetmişi küçük dile ait sorunlar, yüzde beşi ise ne yazık ki tedavisi daha zor olan büyük dile ait sorunlar. Horlamayı oluşturan nedenlerden burun tıkanıklığı nedenleri genellikle burun eğriliği, burun etlerinde büyüme ve sinüzit. Bu nedenlerden sinüzitin tedavisinde hem tıbbi yöntemleri hem cerrahi yöntemleri kullanıyoruz. Mekanik obstrüksiyon olan burun eğriliği ve burun etlerindeki büyümelerde ise değişik cerrahi yöntemler kullanmaktayız. Burun tıkanıklığına bağlı horlamalarda cerrahi tedavi ile başarı şansı yüzde doksanların üzerinde, son derece yüksek.

ERİŞKİNLERDE HORLAMANIN EN SIK NEDENİ YUMUŞAK DAMAK VE KÜÇÜK DİLİN NORMALDEN FAZLA BÜYÜMESİ VE SARKMASIDIR. FAKAT BURUNDAN SES TELLERİNE KADAR ÜST HAVA YOLUNU DARALTAN BÜTÜN PROBLEMLER HORLAMAYA SEBEP OLABİLİR.

Özellikle sırt üstü yattığında daha çok horlayan kişilerde bir küçük dil büyümesi, sarkması ya da gevşekliği söz konusu. Bu durumlarda önceden yapılmış endoskopik muayene ile küçük dile ait sorunu tespit ediyoruz ve kimi zaman sadece küçük dile, kimi zaman da küçük dille beraber bağlı olduğu yumuşak damağa, rezonansını azaltıcı, yani havayla titreşmesini azaltıcı girişimlerde bulunuyoruz. Burada da doğru yöntemlerle yapılan cerrahi ile başarı oldukça yüksek.

NORMAL ERİŞKİN İNSANLARIN EN AZ YÜZDE KIRKBEŞİ ZAMAN ZAMAN, YÜZDE YİRMİBEŞİ SÜREKLİ OLARAK HORLAMAKTADIR. HORLAMA PROBLEMİ EN SIK ŞİŞMAN ERKEKLERDE GÖRÜLÜR VE YAŞLA BİRLİKTE HER GEÇEN GÜN ARTAR.

Genellikle şişman ve kısa boyunlu hastalarda gördüğümüz horlamalar ise tedavisi nispeten cerrahi açıdan daha zor hastalar. Bu hastalarda hem body mass endeks adını verdiğimiz kilo boy oranını ameliyat öncesi belli bir seviyeye çekmeye çalışıyoruz, hem hastalara mutlaka uykuda nefes tutup tutmadıklarını soruyoruz. Hastalar ya da partnırlarından buna ait ciddi bir sorgulama alıyoruz. Böylece de gerekiyor ise uykuda polisonografik tetkikte bulunuyoruz. Uykudaki polisonografik tetkikte sadece nefes tutmayı değil, kalp, beyin ve çeşitli kaslara ait uyku bozukluğu esnasındaki değişiklikleri ölçüyoruz.

DİL KÖKÜ BÜYÜKLÜĞÜ VEYA DİLİN UYKUDA GERİ GİTMESİ İLE TIKANAN HASTALARA DAHA İLERİ AMELİYATLAR GEREKİR. BUNLAR ALT VE ÜST ÇENE AMELİYATLARIDIR. BU MÜDAHALE YUMUŞAK DAMAK AMELİYATI İLE BİRLİKTE YAPILABİLİR.

Büyük dil ya da büyük dilin içinde bulunduğu kutu olan çene hastalıklarında cerrahi başarı daha zor ve biraz daha ağır. Yapılan yöntemler çene kemiğini değişik yöntemlerle genişletme, büyük dili de değişik yöntemlerle küçültme ve asma. Ya büyük dilin köküne lazer ya da değişik yöntemlerle radyo dalgalarıyla bir küçültme uygulanıyor, ya da çene ya da hioit adını verdiğimiz adem elması üzerindeki kemiğe asılması deniliyor. Bu vakalarda cerrahinin sert olduğunu, sonuçların da çok yüz güldürücü olmadığını belirtmek lazım. Bu hastalarda kullandığımız ilave tedavi yöntemi CPAP adını verdiğimiz bir uyku maskesi.

CPAP CİHAZININ KULLANILABİLMESİ İÇİN HASTANIN BURNUNDA ÖNEMLİ BİR TIKANIKLIK BULUNMAMALIDIR. CPAP YÖNTEMİ SAYESİNDE HASTANIN SOLUNUMU DÜZENE GİRER, HORLAMA SORUNU BİTER, OKSİJEN SEVİYESİ NORMALE DÖNER VE DİNLENDİRİCİ UYKU TEMİN EDİLİR.

Hastanın direnci, horlamadaki ve uyku apnesindeki solunum direnci ölçülerek, bu direncin üzerinde bir basınçta hastaya gece uyku boyunca bir pozitif basınçlı solunum ve oksijen uygulanıyor. Çok kolay bir yöntem değil, hastaların çok uzun uygulayabildiği bir yöntem değil, ama doğrusunu isterseniz risk çok büyük olduğu için cerrahi açıdan faydalanamadığımız hastalarda mutlaka ya da yeterince başarılı olamadığımız hastalarda mutlaka CPAP kullanıyoruz.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

3/10/2007 - ÖFKENİZİ CEVİZ İLE YENİN

Yorgunsanız kivi öfkeliyseniz fındık
Ruh haliniz beslenmenizi ve tükettiğiniz besinleri etkiliyor. Hayal kırıklıkları, endişe, bezginlik, aşırı öfke, çekingenlik gibi durumlarda iştahınız da olumsuz etkilenir. Siz de sinirlenince buzdolabına koşup ne var ne yoksa silip süpüren ya da sigara ve alkol tüketimini artıranlardansanız böyle dönemler sonrası kiloyla ilgili olumsuzluk yaşayabilirsiniz. İstanbul Özel Hizmet Hastanesi'nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Aşkın Yüksel; sinirliyken, kızgınken veya üzgünken daha fazla yeme eğiliminde olan kişilere bu dönemleri kilo almadan atlatabilecekleri listeyi verdi:

KİVİ İLE ENERJİK OLUN
* Yorgunluğa kivi kokteyli: İştah, yorgunluktan olumsuz etkilenir. Kişi yemek bile yemek istemez. Böyle dönemlerde C vitamini yönünden zengin taze meyve ve sebzeler daha yararlı olur. Bu sebzeleri özellikle vitamin kaybına uğramaması için çiğ tüketin! Bu dönemde portakal, kivi, havuç, yeşil biber ve maydanozu beslenmenize ekleyin, içecek olarak kuşburnu ile bitkisel çayları kullanın. Bu besinler özgüven eksikliğine de iyi gelir.
* Bezginlere süt takviyesi: Bu dönemde özellikle kalsiyum açısından zengin süt, yoğurt ve peyniri bolca tüketin. C vitamini ihtiyacı da bu dönemde artacağı için taze meyve ve sebzeye hem sabah hem de akşam öğünlerinde ağırlık verin. Meyveli yoğurt ve sütleri atıştırma saatlerinde sıkça tüketebilirsiniz. Mevsim meyveleri ile hazırlanan meyveli yoğurtlar bezginliğinizi iyice hafifletir.

CEVİZLE ÖFKENİZİ YENİN
* Çekingenlere balık desteği: Beslenme listenize bu dönemde; fosfor açısından oldukça zengin olan balık, kurubaklagil ve bulgura ağırlık verin. Haftada 3-4 öğün istavrit, levrek, hamsi, çipura, palamut ve lüfer tüketebilirsiniz. Bu besinler çekingenlikten çabuk kurtulmanıza yardımcı olurken kendinize olan güveni tekrar kazanmanızı sağlar. Alkol kullananlara ise ufak bir kadeh, geçici de olsa güç verir.
* Öfkelenince bir avuç fındık: Sinirliyken yağlı tohumlar, özellikle fındık, ceviz ve fıstık tüketilmesi uygundur. Kafeinli içeceklerden ve kırmızı etten mümkün olduğunca uzak durun.
* Çorbayla kaygınızı yenin: Kaygı veya endişe durumunda vücutta aşırı sıvı kaybı olacağından hafif çorba, komposto ve meyve suyu için.
* Hayal kırıklığına kerevizli formül: Sebzelerin hayal kırıklığını hafifletici özellikleri vardır. Özellikle enginar ile kereviz yaşadığınız hayal kırıklığını kısa zamanda atlatmanıza yardımcı olur.
<******> var tmp; tmp = document.getElementById("news_content").getElementsByTagName("a"); for(i=0; i
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

3/10/2007 - İNCİRİN FAYDALARI

İncirin faydaları saymakla bitmiyor
• Taze ve özellikle kuru incirin yenilmesiyle insan bedeninin hücreleri yenilenir. İncir, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir. Sözgelişi, 100 gr. kuru incir yenilirse bedenin günlük gereksinimlerinden kalsiyumun yüzde 17'si, demir ve magnezyumun yüzde 30'u, fosforun yüzde 20'si, B1 vitamininin yüzde 5'i ve B2 vitamininin yüzde 4'ü alınmış olur.

• İncir, içerdiği yüksek orandaki liflerle bedene giren kolesterolün kana karışmadan atılmasını sağlar.

• Sindirimi kolaylaştıran incirin, bedeni bakterilere karşı koruyan etkileri de vardır.

• İncir içerdiği yüksek orandaki kalsiyum ve fosforla kemik ve dişlerin oluşumu ile sağlıklarını garantiler:incirin içerdiği kalsiyum, diğer besinlerdekine göre daha kolay sindirilir. Süt içemeyen kişilerin incir yemeleri öğütlenir.

• İncir, içerdiği 'benzaldehit' adlı maddeyle kanserli hücrelerin büyümesini önler, kansere karşı etkili olur.

• Kuru incirden hazırlanan infüzyon, özellikle çocuklarda korkusuzca kullanılabilen etkili bir müshildir: Bunun için iki-üç kuru incir doğranır. Üzerine kaynar su dökülerek 10-15 dakika demlendirilip bir infüzyon hazırlanır. Bu infüzyondan günde 2-3 bardak içilir.

• Körpe incir yapraklarının sütü siğile karşı etkilidir: Bu etkiyi sağlamak için körpe incir yaprağından sızan süt siğile sürülür.

• Körpe incir yapraklarının ezilmesiyle hazırlanan yara lapası, çıbanların olgunlaştırılması ve baş verip delinmesinde etkili olur.

• Kurutulmuş incir yapraklarıyla hazırlanan dekoksiyon, hemoroit (basur) ve çıbanlara karşı etkilidir: Körpe incir yaprakları, havadar ve güneş görmeyen bir yerde kurutulur. Bu yapraklar parçalanır. 2-3 tatlı kaşığı kurumuş yaprak bir bardak suda 30 dakika kadar kaynatılır. Böylece hazırlanan dekoksiyonla ıslatılan bez basur memesine sürülür ya da çıbanlara sarılır. Hemoroite karşı bu dekoksiyondan günde 2-3 bardak içilir.
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

27/8/2007 - BEN Mİ TERS ONLARMI DÜZ

                                            BEN Mİ TERS ONLARMI DÜZ

 

                Her insanın başından geçen olaylar vardır.Kimine göre bu olaylar saçma sapan gelir.Kimine göre doğru.Şimdi bu yazdıklarımı belki okumuyacaksınız.Belki de birilerinden duyacaksınız.Kiminiz doğru diyeceksiniz ve birçok yorumlarda bulunacaksınız.Belki de arkadaşlarınızı kıracaksınız.İşte bu nokta önemli.Neden biliyormusunuz.İşte yakaladım sizi .Haydi söyleyin bakalım. BEN Mİ TERS .ONLARMI DÜZ.SİZMİ DÜZ. ONLARMI TERS.            

           Belki de dünya kurulduğundan beri  mutlaka bir bir vardır.Bir de iki .Yanı bir doğru var ise birde yanlış vardır.Bir  uzun var ise bir kısa vardır.Bir küçük var ise birde büyük vardır. Bir şey var ise birde bey vardır.Bunun gibi çevrenize bir bakın neler göreceksiniz.

            Size akıl mı veriyorum .Haşa size akıl vermek kimin haddine.işte yine yakalandınız sizde inandınız.benin düşüncelerime .Ama siz de beni hemen terslediniz.Yalan söylemeyin.terslemediyseniz.tersler gibi oldunuz.neden böyle yapıyorsun.Oyun bozanlık yapmayın Size nasıl hitap etmemi istiyorsunuz.Durun size bir günaydın diyeyim.Şu anda günün hangi saatinde bu yazdıklarımı okuyorsunuz bilmiyorum ama  yine de size günaydın.Hatırladığım kadarırla Rahmetli Zeki MÜREN  Radyoda pirelli lastikleri için yapmış olduğu reklam da Gününüz  aydın olsun efendim.Gününüz aydın,yolunuz açık ve kulağınız bende olsun efendim. Dediğini  hatırlıyorum.Günaydın kelimesi belki herkese değişik gelebilir.Bana göre gününüz aydın olsun.iyi geçsin  işleriniz istediğiniz gibi olsun anlamında  diye düşünüyorum.Tabi ve mutlaka siz ve başkaları değişik düşünebilir.Bunda ben zorlayıcı olmam.Birde Günaydın derken esselamüaleykim selam (Yanlış yazdıysam düzeltin) diyenler var.Bunda da çok görüşler olabilir var da .Aslında hepimiz birçok şeyi konuşuyoruz.Konuşuyoruz ama konuştuğumuz kelimelerin ne anlama geldiğini bizde bilmiyoruz.Şimdi doğru oturalım ve doğru söyliyelim.Ben haksızım evet  evet ben haksızım.Aman allahım ben neler söylüyorum.BEN HAKSIZIM.Peki kim haklı  herkes haklı.İşte bana göre yanıt burada.Acaba bir sözümüzde veya bir hareketimizde İşte ben burada haksızım dedik mi.HAYIR..evet hayır.Çünkü Doğru bildiğimiz ve doğru dediğimiz bir dünyada yaşıyoruz.Neden hemen hemen  yaşadığımız bir günde neler yaptığımızı.neler konuştuğumuzu bir kere değerlendirdikmi.HAYIR .evet ama .HAYIR .Binderce kez HAYIR. İşte sorun burada.Çünkü işimize gelmez..Bana göre de işimize gelmez..Yada geçinmeye gönlümüz var onun için .HAYIR.binlerce kez HAYIR.Şimdi nekadar ters bir insansın diyebilirsiniz.Evet ben TERS bir insanım.Çünkü birde siz ters olsanız işler yoluna girecek.Evet işler yoluna girecek .

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

17/8/2007 - Gülmekten öldüren garip yasalar!

Gülmekten öldüren garip yasalar!

En garip yasalar 
 
İngiliz Parlamento'sunde ölmek yasak. Bir domuza Napolyon adını vermek yasadışı. İşte dünyanın en garip yasaları

İngiliz Times Gazetesi, dünyanın en garip, en komik yasalarını bulup çıkarmış. Bunların bazıları artık zamanaşımına uğramış, çağdaş hayatın gerçeklerine uymayan, ancak unutulduğu için kağıt üzerinde halen geçerli yasalar.

Mesela İngiliz Parlamentosu’nda ölmek yasak. Bir diğer yasaya göre, üzerinde kral veya kraliçenin resmi bulunan pulu ters yapıştırmak ise vatana ihanet. York kentinde ise tarihi surların içinde bir İskoçyalıyı öldürmek yasal. İşte tuhaf yasalardan bazıları:

Bir parlamento üyesinin tepeden tırnağa zırhlı olduğu halde Avam Kamarası’na girmesi yasak.

İngiliz sularında ölü bulunan balinanın kafası yasal olarak kralın, kuyruğu ise korsesi için gerekli malzemeyi sağlayacağı gerekçesiyle kraliçenin malı sayılır.

Bahreyn’de erkek jinekolog doktor kadın hastasını ancak aynadan bakarak muayene edebilir.

ABD’nin Vermont eyaletinde kadınlar, ancak kocalarından aldıkları imzalı izin kağıdıyla takma diş kullanabilir.

York kentindeki tarihi surların içinde bir İskoçyalıyı öldürmek yasal. Ancak elinde ok ve yay olması lazım. Hereford kentinde bir Galli’yi pazar günleri katedralde vurmak yasak. Chester kentinde ise Gallileri kent surları içinde ve gece yarısından sonra okla vurmak serbest.

Florida’da pazar günü paraşütle atlayan bekar kadınlar hapse mahkum edilebilir.

İngiltere’de hamile bir kadın yasal olarak istediği yere defi hacette bulunabilir. Hatta bir polisin miğferine bile.

Londra limanına giren bir savaş gemisi, Londra Kulesi muhafızına bir varil rom vermekle yükümlüdür.

Alabama’da, şoförün gözleri bağlı olarak oto sürmesi yasaktır.

İngiltere’de, Üzerinde kral veya kraliçenin resminin bulunduğu pulu ters yapıştırmak, vatan hainliğiyle suçlanmak için yeterli.

Fransa’da bir domuza Napolyon adı vermek yasadışı. Bu yasak muhtemelen George Orwell’ın Hayvanlar Çiftliği’ni yayınlamasından sonra çıktı. Kitaptaki baş domuzun adı Napolyon’du.

En garip yasalar 
 
İngiliz Parlamento'sunde ölmek yasak. Bir domuza Napolyon adını vermek yasadışı. İşte dünyanın en garip yasaları

İngiliz Times Gazetesi, dünyanın en garip, en komik yasalarını bulup çıkarmış. Bunların bazıları artık zamanaşımına uğramış, çağdaş hayatın gerçeklerine uymayan, ancak unutulduğu için kağıt üzerinde halen geçerli yasalar.

Mesela İngiliz Parlamentosu’nda ölmek yasak. Bir diğer yasaya göre, üzerinde kral veya kraliçenin resmi bulunan pulu ters yapıştırmak ise vatana ihanet. York kentinde ise tarihi surların içinde bir İskoçyalıyı öldürmek yasal. İşte tuhaf yasalardan bazıları:

Bir parlamento üyesinin tepeden tırnağa zırhlı olduğu halde Avam Kamarası’na girmesi yasak.

İngiliz sularında ölü bulunan balinanın kafası yasal olarak kralın, kuyruğu ise korsesi için gerekli malzemeyi sağlayacağı gerekçesiyle kraliçenin malı sayılır.

Bahreyn’de erkek jinekolog doktor kadın hastasını ancak aynadan bakarak muayene edebilir.

ABD’nin Vermont eyaletinde kadınlar, ancak kocalarından aldıkları imzalı izin kağıdıyla takma diş kullanabilir.

York kentindeki tarihi surların içinde bir İskoçyalıyı öldürmek yasal. Ancak elinde ok ve yay olması lazım. Hereford kentinde bir Galli’yi pazar günleri katedralde vurmak yasak. Chester kentinde ise Gallileri kent surları içinde ve gece yarısından sonra okla vurmak serbest.

Florida’da pazar günü paraşütle atlayan bekar kadınlar hapse mahkum edilebilir.

İngiltere’de hamile bir kadın yasal olarak istediği yere defi hacette bulunabilir. Hatta bir polisin miğferine bile.

Londra limanına giren bir savaş gemisi, Londra Kulesi muhafızına bir varil rom vermekle yükümlüdür.

Alabama’da, şoförün gözleri bağlı olarak oto sürmesi yasaktır.

İngiltere’de, Üzerinde kral veya kraliçenin resminin bulunduğu pulu ters yapıştırmak, vatan hainliğiyle suçlanmak için yeterli.

Fransa’da bir domuza Napolyon adı vermek yasadışı. Bu yasak muhtemelen George Orwell’ın Hayvanlar Çiftliği’ni yayınlamasından sonra çıktı. Kitaptaki baş domuzun adı Napolyon’du.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

14/8/2007 - STRESİN ÇARESİ BULUNDU

Stresin çaresi bulundu
14 Ağustos 2007 Salı 16:04
Stresi, artık ilaçlarla değil, yiyeceğiniz besinlerle de sona erdirebilirsiniz. Nasıl mı?

Sık tekrarlayan streslerde ise başa çıkamayacağımız birikimler ortaya çıkar. Araştırmalar, kronik stresin vücut direncini kırdığını ve hastalıklara zemin hazırladığını gösteriyor.

Stres sadece kalp veya sindirim sistemine zarar vermez. Bellek kaybı, bağışıklık sisteminin zayıflaması, şişmanlık gibi sonuçlara da yol açar. Yani insanları kısa süre içinde öldürmeyen stres faktörleri, uzun vadede birikim sonucu er veya geç ölümcül hastalıklara zemin hazırlar.
Gereksiz yere nabız hızının artması, kan basıncının yükselmesi, dolaşımdaki yağ ve glikozun metabolize edilememesi sonunda yağların damarlarda plakalar halinde birikmesi felçlere, kalp krizlerine ve şeker hastalığına davetiye çıkartır.

Stresin garip bir etkisi de vücut şeklini değiştirmesidir. Stres anında yağlar enerji sağlamak için yer değiştirirken genellikle karaciğer çevresinde birikir. Araştırmalar, göbekte biriken yağların kortizon benzeri hormonlara duyarlı olduğunu göstermiştir. Streste aşırı salgılanan bu hormon grubu, göbek çevresinde yağlanmaya neden olur. Merkezi şişmanlama da denen bu durum ile kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişkiye de dikkat çekilmiştir. Ayrıca mide ve bağırsakların iç duvarlarına daha az kan gittiği için ise ülser riski artmaktadır.

Sağlıklı ve dengeli bir beslenme, düzenli ve yeterli derecede alınan uyku, hayata pozitif bakabilme, stresi ve zor günleri geride bırakmak için dikkat edilmesi gereken unsurlardan sadece birkaçıdır.

Özellikle bu dönemlerde beslenmenizde B grubu vitaminleri açısından zengin besinlerin tüketimine özen göstermelisiniz. B vitaminleri, karbonhidrat metabolizması, enerji üretimi ve vücuttaki metabolizma işlemlerinin desteklenmesinde temeldir. Zihin yorgunluğu ve aşırı streste, bağışıklık sistemini güçlendirmede, cilt sağlığında beslenme desteği olarak kullanılabilecek bir vitamin grubudur. Tahıllar, kuru baklagiller, süt, yoğurt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, balık, karaciğer B vitamininin en iyi kaynakları arasındadır.

Magnezyum sinirleri ve kasları rahatlatır

Magnezyum, sinirlerin ve kasların rahatlamasını sağlamada etkili bir mineraldir. Antistres mineral olarak da bilinir. Özellikle diüretik kullananlarda, alkoliklerde ve yoğun egzersiz yapanlarda magnezyum gereksinimi artar. Badem, brokoli, kabak, fasulye, et, süt, balık, yumurta, çikolata, kuru baklagiller ve tam tahıllar magnezyumun en iyi kaynaklarıdır.

Sağlıklı ve dengeli bir beslenme günlük stresi azaltır anlamına gelmez ama iyi beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde, hastalığa yenilmemesinde ve bağışıklık sistemimizi güçlü kılmada önemli bir yardımcıdır. Özellikle C vitamini, çinko minerali ve A vitamini hastalıklara karşı direncimizin artmasını, bağışıklık sistemimizin güçlü kalmasını sağlar. En basitinden güne güzel bir kahvaltıyla başlamak bile o gününüzü enerjik geçirmemizde ilk adım olacaktır.

PİRİNÇ

Pirinç buğdaygiller familyasındandır ve özellikle sıcak bölgelerde yetiştirilir. Kullanım alanı geniştir, lezzetiyle de beslenmede önemli bir yer kaplar. İçeriğinde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir ve fosfor minerallerinin yanı sıra E, B1 ve B2 vitaminleri bulunur. 100 gram "kuru" pirinçte 357 kcal, 100 gram "haşlanmış" pirinçte ise 125 kcal enerji vardır. Pirinç, mide ve bağırsak hastalıklarında çok faydalıdır, özellikle de ishali kesmekte önemli bir rol oynar. Bu özelliği yapısında bulunan yüksek potasyum sayesindedir. Karmaşık karbonhidrat ve düşük orandaki yağ içeriği ile kolesterolü yüksek kişilerce tüketilebilmektedir. Ayrıca yüksek tansiyonu ve fazla üre miktarını da düşürür.

BİOTİN

Suda çözünen ve B grubu vitaminlerinden biridir. B7 vitamini veya vitamin H olarak isimlendirilir. Cilt, saç ve dolaşım sisteminin sağlığı için gerekli olmasının yanı sıra yağ ve proteinlerin yakılması için de gerekli olan bir vitamindir. Birçok enzimin yapısına girerek gıdaların vücuda yararlı hale getirilmesini sağlar. Kan şekerini düşürür. Balık, yumurta, süt, bezelye, domates, marul, peynir ve lahanada bulunur.

Yeni araştırmalar yeni sonuçlar

Üzüm çekirdeği önemli bir antioksidan. Üzüm çekirdeği ekstresi, E ve C vitaminlerinden yaklaşık 50 kat daha fazla antioksidan özellik gösterir.

Çinkodan sağlık desteği

İştah azlığında, koku ve tat alma duyularında artışta, cilt yaralarımızın iyileşme sürecinde ve saç sağlığımızda vücudumuz çinkodan da destek almaktadır.

Ayran kansere karşı bir koruyucu

Her mevsimin vazgeçilmez içeceği olan ayran, içerdiği yoğurt bakterilerinin antikanserojen etkisiyle kansere karşı koruyucudur. Bununla birlikte kolesterol miktarının azalmasını ve toksik maddelerin etkisizleştirilmesini de sağlar.

Kabızlığı önlemek için kivi yiyin

Kivide bir portakaldaki C vitamininin iki katı bulunur. Potasyum bakımından da zengin olan kivi sindirimi de kolaylaştırır. Kivi ile sütün birlikte tüketimi kabızlığı önlemede etkili bir yöntemdir.

<****** type=text/**********>changeTarget(document.getElementById("news_content"))
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım